Ersen Berk Çelik
Türkiye’nin afet gerçeği ortada. Depremler, seller, fırtınalar… Ne zaman nereden geleceği belli olmayan felaketlerde en kritik unsurun iletişim olduğu yıllardır biliniyor.
1999’dan bu yana her büyük afette bir kez daha gördük: İlk çöken telefon hatları, ilk kilitlenen GSM şebekeleri oluyor. İşte tam o anda devreye giren, hiçbir karşılık beklemeden çalışan bir grup var: Amatör telsizciler.
Birleşmiş Milletler koordinasyonunda görev yapan, dünyanın pek çok ülkesinde afet iletişiminin bel kemiği olarak kabul edilen amatör telsizciler; bizde Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na bağlı Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Seyir ve Haberleşme Dairesi Başkanlığı, Telsiz İşletme Müdürlüğü çatısı altında faaliyet gösteriyor.
Yani devletin resmi yapısına entegre, görev tanımları olan, afet anında kritik sorumluluk üstlenen bir ekip.
Ama gelin görün ki, son dönemde bu insanları derinden rahatsız eden bir uygulama hayata geçirildi:
Amatör Telsizcilik belgelerinden “Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü” ibaresi kaldırıldı.
Peki neden?
Kimsenin anlam veremediği, bir türlü açıklanmayan, daha da önemlisi “Ben sizi yok sayıyorum” duygusu yaratan bir adım bu. Zaten gönüllülük esasına dayanan bir sistemde, insanları teşvik etmek yerine küstürmenin ne anlamı var?
İletişim kahramanlarını görmezden gelmek lüksümüz yok
Amatör telsizciler sadece hobi amaçlı bir topluluk değil. Afet anında sahaya inen, hatta çoğu kez profesyonellerden önce hareket eden bir yapıdan söz ediyoruz. Depremde göçük alanlarında, sel bölgelerinde, seferberlik gerektiren durumlarda koordinasyon sağlayan, haberleşme zincirinin kopmasını engelleyen bir güç.
Bu insanların yetişmesi yıllar alıyor. Teknoloji bilgisi, frekans disiplini, acil durum prosedürleri, saha tecrübesi… Bunlar öyle bir günde kazanılan beceriler değil.
Hal böyleyken, devletin ilgili kurumunun bu topluluğu dışlayan bir adım atması, amatör telsizcilerin deyimiyle tam bir “üvey evlat muamelesi.”
Peki Kıyı Emniyeti ne yapmak istiyor?
Kıyı Emniyeti, dünya standartlarında önemli bir kurum. Denizde can kurtaran, fenerleri işleten, acil iletişimi yöneten bir yapı. Ancak aynı kurumun yıllardır kendi bünyesinde bulunan amatör telsizcilere karşı mesafeli tutumu, “Beni rahatsız etmeyin” yaklaşımı taşıyor.
Oysa afet yönetimi bir bütündür. Deniz–kara ayrımı olmaz. Haberleşme; tüm altyapılar çöktüğünde bile ayakta kalması gereken bir sistemdir. Ve o sistemi ayakta tutanlar bugün kırgın, küskün ve değersiz hissettiriliyor.
Bir ibarenin kaldırılması belki kağıt üzerinde küçük bir değişiklik gibi görünebilir.
Ama amatör telsizciler için bu, aidiyet, tanınma ve emeklerinin resmen kabul edilmesi demekti.
Devlet gönüllüsünü güçlendirir, küstürmez
Dünyada gönüllü iletişim ağları güçlendirilirken, bizde zayıflatılması anlaşılır değil. Uluslararası sistemlerde amatör telsizciler afet yönetiminin resmi partneri olarak kabul ediliyor. Birleşmiş Milletler süreçlerinde yer alıyor, bazı ülkelerde doğrudan afet bakanlıklarına bağlı çalışıyorlar.
Bizde ise yıllardır emek veren insanlar, kendi kurumları tarafından önemsenmediklerini düşünüyor.
Bu ülkede bir gün yine büyük bir afet yaşanacak. Bunu hepimiz biliyoruz. O gün GSM çökecek, internet kesilecek, iletişim duracak.
Ve yine o gün bir grup amatör telsizci sırtında çantasıyla koşacak, anten kuracak, haberleşmeyi sağlayacak.
Soru şu:
Bugün üvey evlat muamelesi yaptığınız bu insanlar, yarın hayatınızı kurtardığında utanacak mısınız?
Ulaştırma Bakanlığı ve Kıyı Emniyeti’ne açık çağrı
Buradan Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’ne açık bir çağrı yapmak gerekiyor:
Bu karar gözden geçirilmelidir.
Amatör telsizcileri yok sayan, moralini kıran, gönüllülüğü zedeleyen bu yaklaşım; devlet aklıyla bağdaşmıyor.
Türkiye’nin afet riskleri her gün karşımızda dururken, iletişimin stratejik önemi açıktır. Bu nedenle hem belge sistemindeki değişiklik hem de gönüllülerle kurulan mesafeli ilişki yeniden değerlendirilmelidir.
Eğer bu süreçte Bakanlık geri planda kalmak istiyorsa…
Eğer Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bu yapıyı artık aktif olarak bünyesinde tutmak istemiyorsa, çözüm çok net:
Amatör telsizciler, doğrudan T.C. İçişleri Bakanlığı’na bağlı AFAD çatısı altına alınabilir.
Bu öneri, yalnızca gönüllüleri korumak için değil, Türkiye’nin afet yönetim sistemini güçlendirmek için önemlidir. Çünkü amatör telsizcilerin asli görevi afet iletişimidir. Bu görev tanımı, AFAD’ın çalışma alanı ile birebir örtüşmektedir.
AFAD’ın operasyonel yapısı, saha koordinasyonu ve afet anındaki hızlı sevk–idaresi; amatör telsizcilerin becerileriyle birleştiğinde çok daha güçlü bir ulusal iletişim ağı oluşturacaktır.
Sonuç: Türkiye’nin nefes borusunu güçlendirin
Afet, gün seçmez.
Ve afet günü yanınızda kim varsa, gerçek gücünüz odur.
Bugün yok sayılan amatör telsizciler, yarın Türkiye’nin nefes borusu olabilir.
Bu nedenle Kıyı Emniyeti’nin attığı yanlış adım gecikmeden düzeltilmeli; Ulaştırma Bakanlığı bu konuda net bir irade ortaya koymalı; gerekirse amatör telsizcilerin AFAD’a bağlanmasıyla daha güçlü bir afet iletişim modeli kurulmalıdır.
Çünkü afet günü konuşmazsanız, konuşamazsınız.
Ve konuşamazsanız, hayatta kalamazsınız.

