Bir bayram sabahına uyanmanın kendine has bir sesi vardır. Henüz güneş tam yükselmeden, evin içinde telaşlı ama bir o kadar da huzurlu bir hareketlilik başlar. Mutfaktan gelen kahvaltı kokuları, ütülenmiş bayramlıkların o kendine özgü temiz kokusu, kapı zillerinin gün boyu susmayacağını haber verir. İşte Şeker Bayramı dediğimiz şey, sadece bir takvim günü değil; bir hatıralar bütünü, bir duygu mirasıdır.
Bugünlerde bayramlar hala kutlanıyor, evet. Ama çoğumuzun dilinde aynı cümle dolaşıyor: “Eski bayramların tadı yok” Peki neydi o eski bayramları bu kadar özel kılan?
Belki de en başta “beklemek” vardı. Bayramın gelmesini günler öncesinden saymak… Alınacak yeni ayakkabının hayaliyle uykuya dalmak, bayramlık kıyafetleri dolaptan çıkarıp tekrar tekrar denemek… Şimdi ise her şey çok hızlı. Bir tıkla alınan hediyeler, aceleyle edilen ziyaretler ve çoğu zaman sadece mesajla geçiştirilen bayramlaşmalar.
Oysa eskiden bayram, gerçekten “bir araya gelmek” demekti. Büyüklerin elleri öpülür, küçüklere harçlık verilir, herkesin yüzünde samimi bir tebessüm olurdu. Kapılar kilitlenmezdi; aksine sonuna kadar açıktı. Komşular, akrabalar, hatta belki yılda bir kez görülen insanlar bile o gün mutlaka uğrardı. Her gelen misafirle birlikte evin bereketi artar, sohbetler uzadıkça zamanın nasıl geçtiği anlaşılmazdı.
Şeker Bayramı’nın “şeker” kısmı ise sadece ikram edilen tatlılardan ibaret değildi. Asıl tatlı olan, insanların birbirine gösterdiği ilgiydi. Küçük bir çocuğun aldığı bir avuç şekerle dünyalar kadar mutlu olması, yaşlı birinin kapısını çalan gençlerle yüzünün aydınlanması… İşte gerçek bayram buydu.
Bugün teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken, bazı değerleri de sessizce elimizden alıyor gibi. Artık bayram mesajları yüz yüze edilen sohbetlerin yerini tutmuyor. Sosyal medya paylaşımları, gerçek bir “bayramlaşma” hissini veremiyor. Oysa bayram dediğin biraz da zahmettir; yola çıkmaktır, kapı çalmaktır, göz göze gelmektir.
Belki de yapılması gereken çok büyük değişiklikler değil. Küçük adımlar yeterli olabilir. Bir büyüğün kapısını çalmak, bir çocuğa şeker uzatmak, bir dostla uzun uzun sohbet etmek… Bayramı bayram yapan şeyler aslında hala elimizin altında.
Şeker Bayramı bize her yıl aynı şeyi hatırlatıyor: Hayatın koşuşturması içinde unuttuğumuz değerleri yeniden hatırlamak. Kırgınlıkları bir kenara bırakmak, gönüller almak, “biz” olmayı yeniden öğrenmek.
Eski bayramların tadını aramak yerine, belki de o tadı yeniden oluşturmanın zamanı gelmiştir.
Bayramınız mübarek olsun. Tatlısı bol, gönlü geniş bayramlara…

