Bir paşa, bir hoca, bir dost…Unutulmayacak bir insan

Mürekkep Lekesi

Prof. Dr. Tabip Tuğgeneral Ahmet Dündar

Hayatta bazı insanlar vardır ki, aramızdan ayrılsalar bile geride bıraktıkları izler silinmez; aksine zaman geçtikçe daha da derinleşir. Prof. Dr. Tabip Tuğgeneral Ahmet Dündar, işte böyle iz bırakan nadide şahsiyetlerden biriydi.

Bugün gazetemdeki köşemde, benim için çok değerli bir insan olan Prof. Dr. Tabip Tuğgeneral Ahmet Dündar hocamı, diğer bir ifadeyle Ahmet Paşamı anlatacağım.

Bu metni kaleme almamın sebebi; yalnızca bir vefa borcunu yerine getirmek değil, aynı zamanda böylesine kıymetli bir insanın hatırasını yaşatmak ve kendisini tanıma fırsatı bulamayanlara da taşıdığı değeri aktarabilmektir. Çünkü bazı hayatlar, unutulmaya bırakılmayacak kadar anlamlıdır.

Değerli paşamızı anlatmak ise yalnızca bir generalden ya da bir akademisyenden söz etmek değildir; ömrünü insanlığa adamış, bilgiyi merhametle birleştirmiş ve gönüllerde yer edinmiş bir değeri ifade etmektir.

Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde (GATA) uzun yıllar boyunca dekan yardımcılığı ve öğretim üyeliği yapan Paşamız, sadece ders anlatan bir hoca değil; aynı zamanda hayat öğreten bir rehberdi.

Yetiştirdiği binlerce öğrenci bugün Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında görev yaparken, onun ilminden olduğu kadar ahlakından da izler taşımaktadır. Çünkü o, bilgiyi sadece aktaran değil, yaşayan ve yaşatan bir insandı.

Mesleki başarıları, ulusal ve uluslararası ödüllerle taçlanmıştı. Ancak onu asıl büyük yapan, bu başarıları hiçbir zaman bir üstünlük vesilesi haline getirmemesiydi.

Tevazu onun en belirgin özelliklerinden biriydi. Rütbesi ne kadar yüksek olursa olsun, karşısındakine her zaman bir insan olarak yaklaşır, samimiyetiyle gönülleri fethederdi.

Kendisini ilk kez Ankara’dan Karadeniz Ereğli’ye geldiği bir dönemde, çok kıymet verdiğim bir dostum vesilesiyle tanıma imkanı buldum. O gün başlayan tanışıklığımız, zamanla derin bir dostluğa dönüştü.

İlk karşılaşmamızda dahi insana güven veren, içtenliğiyle mesafeleri ortadan kaldıran bir yapısı vardı. Sohbet ederken rütbelerin, makamların hiçbir anlamı kalmaz; insan insana konuşurdu.

Paşamız, Karadeniz Ereğli’yi ve bu şehrin insanlarını çok severdi. Eşiyle birlikte her gelişlerinde mutlaka haber verir, hal hatır sorar, fırsat buldukça bir araya gelirdik.

Yapılan askeri ziyaretlerin ardından, çoğu zaman daha samimi ortamlarda uzun sohbetlerimiz olurdu. O anlarda karşımda bir tuğgeneral değil, hayat tecrübesiyle yol gösteren, nasihatleriyle ufuk açan bir büyüğümü görürdüm.

Karadeniz Ereğli’ye olan sevgisi, sadece ziyaretlerle sınırlı değildi. Bu şehri benimsemiş, burada kurduğu dostlukları kalpten sahiplenmişti. Eşiyle birlikte her gelişlerinde aynı sıcaklığı, aynı içtenliği görmek mümkündü.

Onların bu samimi yaklaşımı, dostluklarımızı daha da pekiştirdi. Her buluşmamız, hatıralarımıza yeni ve değerli bir sayfa eklerdi.

Paşamızın hayatındaki önemli anılardan biri de, Azerbaycan’ın merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in işitme sorununu tedavi etmesiyle yaşanmıştır.

Bu anlamlı hizmet, sadece bir tıbbi başarı değil; aynı zamanda iki ülke arasındaki gönül bağlarına da katkı sağlayan kıymetli bir dokunuştur.

Bu vesileyle kendisine hediye edilen saat ve yapılan Bakü daveti, onun mesleki birikiminin ve güvenilirliğinin uluslararası düzeyde de takdir edildiğinin göstergesidir.

Ne var ki hayatın acı bir gerçeği olarak, bu davetin onun vefatından sonra gerçekleşmesi, kaderin hüzünlü bir cilvesi olarak hafızalarda yer etmiştir.

Benim için ise Ahmet Dündar Paşa’nın yeri her zaman çok ayrıydı. Ankara’ya her gidişimde kapısını çalmadan dönmez, onunla sohbet etmeden içim rahat etmezdi.

O kapıdan içeri girdiğimde beni karşılayan sadece bir paşa değil; güler yüzlü, halden anlayan, içten bir dost olurdu.

İnsan bazen anlatamaz ama hisseder; işte o hissiyat, onun ne kadar özel bir insan olduğunu her seferinde bir kez daha hatırlatırdı.

Son dönemlerinde yaşadığı sağlık problemlerine rağmen, metanetinden ve zarafetinden hiçbir şey kaybetmedi. Her zamanki gibi vakur, her zamanki gibi anlayışlıydı.

Bu duruşu bile başlı başına bir ders niteliğindeydi. Hayata karşı gösterdiği sabır ve kabulleniş, onun ne denli güçlü bir karaktere sahip olduğunun en açık göstergesiydi.

Onun vefatıyla birlikte sadece bir insanı değil; bir değeri, bir rehberi, bir gönül insanını kaybettik. Ancak geride bıraktığı hatıralar, öğretiler ve dostluklar, onun yaşamaya devam eden yönüdür.

Kimi insanlar vardır, yokluklarıyla bile varlıklarını hissettirirler. Ahmet Dündar Paşa da onlardan biridir.

Bugün dönüp baktığımda, onunla geçirilen her anın ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum.

Birlikte edilen sohbetler, paylaşılan anılar, alınan nasihatler… Hepsi şimdi hafızamda saklı, kıymetli birer emanet gibi duruyor.

Geride bıraktığı izler, yetiştirdiği insanlar, dokunduğu hayatlar ve gönüllerde kurduğu o derin bağlar, onun bu dünyadan aslında hiç ayrılmadığının en güzel göstergesidir.

Onu tanımış olmak bir ayrıcalık, onun dostluğunu yaşamış olmak ise ömür boyu taşınacak bir onurdur.

Ruhu şad, mekanı cennet olsun. Işığı, ardında bıraktığı yollarda yürümeye devam edecek…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SON GİRİLEN İÇERİKLER