Bu ülkenin hafızası kısa, iktidarların sabrı ise emek karşısında her zaman uzun oldu. Ama bazı yürüyüşler vardır ki ne kar örter, ne zaman unutturur, ne de barikatlar durdurabilir. İşte 4-8 Ocak 1991 Zonguldak–Ankara Büyük Madenci Yürüyüşü tam olarak böyle bir tarihtir. Aradan geçen 35 yıla rağmen hala iktidarları rahatsız eden, hala sermayeyi huzursuz eden, hala işçi sınıfına yol gösteren bir yürüyüş…
150 bine yakın madenci… Ama sadece madenci değil; eşleriyle, çocuklarıyla, aileleriyle birlikte. Soğukta, karda, tipide… Devletin barikatıyla, yasağıyla, copuyla karşı karşıya. Yürüyen sadece ayaklar değildi; onur yürüdü, ekmek yürüdü, gelecek yürüdü. O yürüyüş, “hak verilmez, alınır” sözünün bu topraklardaki en somut karşılığıydı.
Bugün iktidar sahipleri özelleştirme masalarında kalem oynatırken, kamu kurumlarını “yük” diye pazarlarken, işçiye sabır telkin ederken bu yürüyüşü özellikle hatırlamak zorundadır. Çünkü o gün yürüyen madenciler, bugünün talan düzenine karşı cevabı yıllar öncesinden vermişti: Teslim olmayacağız.
Devlet barikat kurdu, madenciler aştı
30 Kasım 1990’da başlayan grevin ardından 4 Ocak’ta Zonguldak’tan Ankara’ya doğru yola çıkan madencilerin karşısına ilk dikilen patronlar değil, devletti. Mengen’de kurulan barikatlar, iktidarın işçiye bakışının açık fotoğrafıydı. Hak arayana kapalı yollar, yasaklar, tehditler…
Ama madenciler o barikatları aştı. Çünkü onların önünde sadece Ankara değil, çocuklarının geleceği vardı. Çünkü bu yürüyüş yalnızca ücret için değil, kamunun ve emeğin tasfiyesine karşıydı.
Bugün Genel Maden İşçileri Sendikası’nın da altını çizdiği gibi, Büyük Madenci Yürüyüşü hala yol gösteren bir “Madenci Feneri”dir. Ve bu fenerin ışığı, bugün de iktidarların özelleştirme planlarını rahatsız etmektedir.
Özelleştirme: Dün de yağmaydı, bugün de
1991’den sonra iktidarlar değişti, ama emek düşmanı politikalar değişmedi.
1994’te 5 Nisan Kararları,
2000’lerde “reform” adı altında kamu talanı,
2016–2017’de TTK ve TKİ’ye yönelik kuşatma,
Bugün ise KİT Reformu adı altında yeni bir satış dalgası…
Soruyoruz:
TTK neden hedefte?
TKİ neden küçültülmek isteniyor?
MTA neden işlevsizleştiriliyor?
Çünkü bu kurumlar kar değil, kamu yararı üretiyor. Çünkü bu kurumlar satıldığında kazanan halk olmayacak, sermaye olacaktır. Özelleştirme bu ülkede hiçbir zaman refah getirmedi; iş cinayetleri, taşeronlaşma ve güvencesizlik getirdi.
Bugün ocaklar hala açıksa, kurumlar hala ayaktaysa, bu hükümetlerin lütfu değil; geçmişte bedel ödeyen işçilerin eseridir.
Bir miras, bir hesap, bir saygı duruşu
Bu yürüyüşün önünde yürüyen isimleri anmadan bu yazı tamamlanmış sayılmaz. Büyük Madenci Yürüyüşü’nün mimarı, dönemin GMİS Genel Başkanı merhum Şemsi Denizer başta olmak üzere, o gün sorumluluk alan tüm sendika yöneticileri, bu ülkenin emek tarihine silinmez bir imza atmıştır. Onlar yalnızca bir eylemi değil, bir duruşu temsil ettiler. Bugün hala ayakta duran sendikal hafızanın temelini attılar.
Maden işçileri, MTA çalışanları, Zonguldak halkı ve Türkiye’nin dört bir yanında emeğin yanında saf tutan tüm demokrasi güçleri ise bu direnişin onurlu mirasçılarıdır. Onlar, karanlıkta çalışan ama karanlığa teslim olmayanların devamıdır.
Hükümete Açık Mesaj
Bugün iktidara düşen görev, bu tarihi bastırmak değil, ondan ders çıkarmaktır. Ama görüyoruz ki tercih yine sermayeden yana, yine özelleştirmeden yana, yine emeği susturmaktan yana…
Unutulmasın:
Madenciler karanlıkta çalışır ama karanlığa alışmaz.
Barikatlar yıkılır, yasaklar aşılır, hesaplar er ya da geç sorulur.
Kar geçer, barikat kalkar, iktidarlar değişir…
Ama işçi sınıfının hafızası asla silinmez.

