Karadeniz Ereğli Devlet Hastanesi acilinde ‘SSK’ vicdanı

Mürekkep Lekesi

Bir dönem vardı… Hastaneler bile sınıflara ayrılmıştı; memurlar ayrı kapıdan, işçiler ise başka bir kapıdan girip kuyruğa girerdi. SSK hastaneleri başka, devlet hastaneleri başkaydı. O günleri yaşayanlar çok iyi bilir; ilacını hastanenin kendi eczanesinden alır, ne varsa ona razı olurdun. Hijyen desen tartışılır, ilgi desen neredeyse yok denecek kadar azdı. Şikayetler gazetelerin, televizyonların değişmez gündemiydi. Hatta çoğu zaman bir hastaneye gitmek, şifa aramaktan çok sabır sınavına dönüşürdü.

Sonra bir reform yapıldı. Hastaneler birleşti. Tek çatı altında, daha modern, daha erişilebilir bir sağlık sistemi kuruldu. En azından bize böyle anlatıldı.

Ve uzun yıllar boyunca anlatılanın aksine, beklenen ilerlemenin tam anlamıyla sağlanamadığını, sorunların sadece şekil değiştirerek devam ettiğini hep birlikte gördük. Fiziki binalar yenilendi, tabelalar değişti, sistemler dijitalleşti belki… Ama zihniyet aynı kaldıktan sonra, değişim sadece görüntüden ibaret oluyor.

Bugün gelinen noktada insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Yoksa yeniden mi eskiye dönüyoruz?

Son günlerde Karadeniz Ereğli Devlet Hastanesi’nin acil servisiyle ilgili ciddi şikayetler kulağıma gelmeye başladı. Özellikle müşahade bölümünde yaşananlar… “Abartılıyor mu?” diye düşünerek bizzat gidip yerinde görmek istedim. Bir hasta yakını gibi acilden içeri girdim ve saatlerce gözlem yaptım.

Gördüklerim ne yazık ki şikayetleri doğrular nitelikteydi.

Müşahade bölümünde olması gereken şey nedir? Hastaya yerinde müdahale, dikkat, özen, hız… Çünkü orada bulunan hastalar zaten ayakta tedavi edilemeyecek durumda olan, bir nebze daha ciddi vakalardır. Peki gerçek neydi? Ellerinde telefonlarla sohbet eden hemşireler… Hastanın başına gitmek yerine hastayı ayağına çağıran bir anlayış… Ayakta duramayacak durumda olan hastalara “Hastanızı buraya getirin, serumu burada takalım” denmesi… Yatağında yatan, serumu bitmiş hastaya gidip müdahale etmek yerine, hasta yakınlarına “Getirin, burada çıkaralım” denmesi…

Bu tablo, sadece bir ihmal değil; görev tanımının açıkça ihlalidir.

Daha da düşündürücü olan ise şu: Bu davranışlar bir iki personelle sınırlı gibi görünmüyor. Sanki bu durum normalleşmiş, alışkanlık haline gelmiş. Görev başındaki personelin elinden telefon düşmüyor. O telefonlar sadece vakit geçirmek için kullanılan araçlara dönüşmüş durumda. Oysa o an, bir hastanın hayatıyla ilgili saniyelerin bile önemli olabileceği bir ortamdan bahsediyoruz.

Acil servis dediğimiz yer, sıradan bir birim değildir. Orası refleksin, dikkatin ve sorumluluğun en üst seviyede olması gereken yerdir. Ama gördüğüm manzara, bu ciddiyetten oldukça uzaktı.

Bir başka dikkat çeken nokta ise sarı alanın girişiydi. Daha ağır hastaların bulunduğu bu bölümün kapısında 4-5 güvenlik görevlisi… Elbette güvenlik önemli. Kimse bunu inkar edemez. Ancak güvenliğin ciddiyeti ile ortamın ciddiyeti birbirine karıştırılmamalıdır. Yüksek sesle konuşmalar, hastalara sert ve sorgulayıcı tavırlar, kendi aralarında gülüşmeler… O kapıdan giren insanların ruh halini düşündüğünüzde, bu tavırların ne kadar kırıcı olduğu daha net anlaşılır.

Hastane dediğimiz yer, sadece tedavi sunan bir kurum değildir. Aynı zamanda insan psikolojisinin en hassas olduğu anlarda güven veren bir limandır. İçeri giren bir hasta ya da yakını, “Ben burada emin ellerdeyim” diyebilmelidir. Ama gördüğüm manzara bu duyguyu vermekten oldukça uzaktı. Aksine, bir ilgisizlik ve dağınıklık hissi hakimdi.

Şimdi buradan açıkça soruyorum:

Sayın Başhekim, bu tabloyu biliyor musunuz?
Sayın Hastane Müdürü, acil serviste neler yaşandığından gerçekten haberdar mısınız?

Mesele sadece bir hastane değil…
Mesele vicdan.
Çünkü bir hastanın ayağına gitmeyen sistem,
yarın kendi vicdanından da kaçamaz.

Elbette burada gördüklerimiz, birkaç kişinin hatasıdır, bütün sağlık camiasına yüklenemez.
Birbirinden değerli, görevini layıkıyla yerine getiren doktorlar, hemşireler, ATT’ler ve diğer sağlık personeli vardır.
Onları bu eleştirinin içine dahil etmek doğru olmaz, çünkü çoğu zaman onlar sistemin en iyi şekilde yürütülmesi için büyük çaba harcıyor.

Ama yine de… ihmal ve tepkisizlik göz ardı edilemez.
Umut etmek yetmez… Denetim gerekir, sorumluluk gerekir, vicdan gerekir.
Çünkü sağlıkta ihmalin telafisi yoktur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SON GİRİLEN İÇERİKLER