Eskiden kar yağdığı zaman, bu yalnızca gökyüzünden düşen beyaz taneler değildi. Kar, hayatın ritmini değiştiren, zamanı yavaşlatan, insanları aynı duyguda buluşturan bir misafirdi.
Sabah uyandığımızda camdan dışarı bakar, geceden yağan karın bahçeyi, sokakları, çatıları nasıl sessizce teslim aldığını izlerdik. O manzara, bugünün hiçbir ekranında yok.
Evimizin bahçesinde kardan adam yapmak, karın yağdığını fark ettiğimiz anda başlayan bir gelenekti.
Burnu havuçtan, gözleri kömürden, başında eski bir bere… Her kardan adam biraz eksik, biraz eğri olurdu ama hepsi bizim eserimizdi.
Kar öyle yoğun yağardı ki, adımlarımız karda kaybolur, sokaklar tanınmaz hale gelirdi. Komşuya oturmaya gitmek bile başlı başına bir mücadeleydi.
Ayakkabılarımız kardan ağırlaşır, pantolon paçalarımız sırılsıklam olurdu. Ama kimse bundan şikayet etmezdi.
En büyük eğlencemiz poşetlerle kızak kaymaktı. Ne pahalı kızaklar vardı ne de özel kıyafetler. Bir market poşeti yeterdi mutluluğa.
Yokuşun başına çıkar, sırayla kayardık. Düşerdik, gülerdik, tekrar denerdik. Ellerimiz soğuktan uyuşur, yüzümüz kızarırdı ama eve girme fikri aklımızın ucundan bile geçmezdi.
Kar topu oynamanın zevki ise anlatılmaz yaşanırdı. Kim kime isabet ettirdi, kim saklandı, kim kaçtı… Kuralsız ama adil bir oyundu bu.
Kimse kırılmaz, kimse küsmezdi. Bir kahkaha, bir çığlık ve ardından yeni bir kar topu… Oyun bittiğinde üstümüz başımız kar olurdu ama içimiz sıcacıktı.
Evimizin çatısından sarkan buz sarkıtlarını kırmak da ayrı bir heyecandı. Uzun olanlar daha makbuldü.
Dikkatle yaklaşır, düşen buzun çıkardığı sesi dinlerdik. Bugün “tehlikeli” denilen o anlar, o günlerde cesaretin ve merakın küçük bir sınavıydı.
Kimse yasak koymazdı; çünkü hayat, çocuklara güvenirdi.
Bugün kar yağdığında ilk konuşulan şeyler belli: trafik, kazalar, iptal edilen seferler… Kar artık sevinç değil, sorun olarak görülüyor. Çocuklar camdan bakıyor ama dışarı çıkmıyor.
Belki de kar hala aynı kar; değişen biziz. Aceleci, telaşlı ve her şeyi kontrol altında tutmaya çalışan halimizle, karın sunduğu o yavaşlığa tahammül edemiyoruz.
Oysa eskiden kar, hayatı durdurmazdı; hayatı anlamlı hale getirirdi. Bizi evimize, mahallemize, komşumuza ve en çok da çocukluğumuza yaklaştırırdı. Belki de özlediğimiz şey karın kendisi değil; kar yağarken insan olmanın o sade, o samimi halidir.

