Körler, sağırlar ve şatafatlı iftar sofraları

Her Ramazan ekranlarımızı aynı sahneler işgal ediyor: kristal avizeler altında dizilmiş tabaklar, altın yaldızlı çatal-bıçak takımları, birbirine iftar veren iş insanları ve yöneticiler. Görüntüler öyle bir şekilde servis ediliyor ki, sanki Ramazan ayının ruhu sadece bu masa etrafındaki birkaç yüz kişi için varmış gibi. Oysa gerçek hayatın tam ortasında, son 23 yılda daha da fakirleşmiş bir toplum yaşıyor. Bir yanda kent genelinde iftarını açacak ekmeğe, pideye veya sıcak yemeğe ulaşamayan insanlar, diğer yanda “üst tabaka” olarak kendini gösterenler, birbirine şatafatlı sofralar kuruyor.

Ben yıllarca gazetecilik yaptım, sayısız etkinliğe katıldım. Hangi masaya baksam, ya fabrika sahibi, ya yönetici, ya müdür… Ama ihtiyaç sahibi bir vatandaş gördüğümü hatırlamıyorum. Bu sadece benim mesleki gözlemim değil; toplumsal bir gerçek. Atalarımızın tabiriyle, “Körler sağırlar birbirini ağırlar” Zenginler, birbirine iftar vererek kendi güçlerini ve servetlerini pekiştiriyor, fakirler ise kendi evlerinde iftarını yapabilmek için çırpınıyor.

Karadeniz Ereğli’yi örnek alacak olursak, hangi mahallede kaç aile gerçekten yardıma muhtaç ve bu ailelere yeterince destek sağlanıyor? Bilmiyoruz. Duymuyoruz. Çünkü o yardımlar ne televizyon ekranlarında ne de sosyal medyada boy gösteriyor. Gösterilen, sadece birbirine iftar veren üst tabaka. Peki halk? Halkın açlığı, çaresizliği, Ramazan boyunca ekmek bulamayan çocuklar? Onlar yok.

Ve işin ironisi, bu tablolar sadece zenginlerin kendini överken değil, bazı basın mensuplarının ve “toplumsal gözlemci” kisvesindeki kişilerin dikkatini çekiyor. “Bakın, sosyal sorumluluk projeleri var, yardımlar yapılıyor” gibi bir algı yaratılıyor. Oysa gerçek tablo çok daha sert: ihtiyaç sahibi bir vatandaş, o masalarda hiç oturmuyor.

Bu manzara sadece Karadeniz Ereğli’ye özgü değil; Türkiye’nin birçok kentinde benzer durum var. Zenginler, birbirine iftar vererek “biz varız, biz güçlüyüz, biz cömertiz” mesajı veriyor. Ama cömertlik sadece kendi sınıfını beslemekse, toplumun geri kalanına hiçbir katkı sağlamıyor. Ramazan, paylaşmanın, dayanışmanın ayıdır; fakat bu paylaşımlar sadece zenginlerin birbirini alkışlamasına dönüşüyor.

Dahası, bu tablolar toplumun gözünü kapatıyor. Görmek istemiyor, duymak istemiyor. Çünkü yıllardır böyle geleneksel bir alışkanlık var: lüks sofralar, medya spotları, sosyal medyada paylaşılan görkemli kareler… Bu, fakirleşen toplumun yaşadığı derin eşitsizliği örtmeye yarayan bir perde. Ama perdeyi kaldırdığınızda geriye yalnızca açlık, yoksulluk ve çaresizlik kalıyor.

Şunu da eklemek gerekir ki, Ramazan’ın özünde saklı olan değerler göz ardı ediliyor. Peygamberimiz (sav) “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” demiştir. Peki, ekranlarda ve sosyal medyada gördüğümüz o iftar masalarında kaç komşu, kaç ihtiyaç sahibi insan yer alıyor? Bu sorunun cevabı neredeyse sıfır. Ekranlardaki görkemli kareler, toplumun büyük çoğunluğunun derdine hiç dokunmuyor.

Tarihsel perspektiften bakıldığında da durum vahim. Atalarımız, Ramazan’ı fakir, düşkün, yetim ve gariplerle paylaşmanın ayı olarak görmüş, iftar sofralarını herkesin eşitçe katıldığı bir paylaşım alanı haline getirmiştir. Bugün ise bu geleneğin tam tersi yaşanıyor: zenginler birbirine iftar veriyor, gösteriş yapıyor, toplumun büyük kısmı ise açlık ve yoksullukla baş başa bırakılıyor.

Ve bu sadece maddi bir eşitsizlik değil; sosyal bir travma da yaratıyor. İnsanlar, kendi mahallesinde, kendi şehirlerinde aç ve çaresiz bırakıldıkça, toplumda derin bir yabancılaşma ve öfke birikiyor. Ramazan ayı, paylaşmanın ve dayanışmanın ayı iken, artık toplumsal kutuplaşmayı pekiştiren bir gösteri haline gelmiş durumda.

Belki de artık bu masalarda oturanlar, birbirine değil, gerçekten yardıma muhtaç olan insanlara iftar vermeyi düşünecek. Belki artık bir fabrika sahibinin şatafatlı salonunda değil, ekmeğe ulaşamayan bir çocuğun sofrasında iftar kurulacak. Ramazan ruhu, sadece gösterişten değil, gerçek paylaşım ve dayanışmadan doğuyor.

Ama unutmayın: ekranlarda ve sosyal medyada parlayan altın çatal-bıçaklar, lüks salonlarda birbirine iftar verenler, aç bir çocuğun gözyaşını, evine ekmek götüremeyen bir ailenin sessiz çığlığını ve Ramazan’ın gerçek ruhunu asla örtmez; çünkü gerçek paylaşım, gösteriş için değil, ihtiyaç sahipleri için yapılır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SON GİRİLEN İÇERİKLER