Ersen Berk Çelik
Bir ülke düşünün…
Kar eden köprülerini satmayı tartışıyor.
Yıllar önce vatandaşın vergileriyle yapılan, maliyeti defalarca çıkarılmış, bugün devlete düzenli gelir sağlayan köprüler şimdi özelleştirme adı altında devredilmek isteniyor. Bu artık teknik bir ekonomi tartışması değil; doğrudan bir yönetim anlayışı meselesidir.
Çünkü zarar eden satılmaz.
Kar eden satılır.
Ve kar eden kamu varlığını satmak, bütçe yönetimi değil, kaynak tüketimidir.
Bugünü kurtarmak için yarını harcamaktır.
Özelleştirme adı altında köprüleri ve otoyolları satan iktidara insan sormadan edemiyor: Memlekette satılmadık yer bırakmadınız. Bari sattığınız bu kurum ve kuruluşlardan elde ettiğiniz gelirle dışa yaptığınız borcu kapatabildiniz mi? Çok merak ediyorum.
Eğer cevap “borç hala bitmedi” ise, o zaman tablo daha da düşündürücü. Çünkü bu durumda satış bir tercih değil, alışkanlık haline gelmiş demektir.
Karadeniz Ereğli’nin Kepez Mahallesi üzerinden geçen Zonguldak-Ankara karayolunda beş tane üst geçit bulunuyor. Madem gemi su almaya başladı, onları da satın. Söyleyeyim, iyi para ederler. Belki bütçeye küçük bir nefes olur.
Yazdıklarıma kızmayın. Çünkü asıl tehlike tam da burada başlıyor:
Satışın normalleşmesi.
Önce fabrikalar satılır.
Sonra limanlar.
Ardından araziler.
Şimdi köprüler…
Merak ediyorum: Sandık yurttaşın önüne gelene kadar daha neleri satacaksınız?
Çünkü köprüler satıldığında sadece bir işletme hakkı devredilmez; devletin gelecekteki gelirleri de elden çıkarılır. Bir köprünün betonunu satmazsınız belki ama o köprünün yarınını satarsınız.
Devletin görevi, kamu malını korumaktır. Onu kısa vadeli para ihtiyacının çözümü haline getirmek değil.
Köprüler bir ülkenin kasasıdır.
O kasa boşaltıldığında, geriye sadece borç kalır.
Bir ülkenin köprüleri, o ülkenin yarınlarıdır.
Ve yarınlar satılık değildir.

