Ersen Berk Çelik
Her yıl 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’nü kutlarken, aslında “kutlanacak” bir tabloya sahip olup olmadığımızı kendimize dürüstçe sormamız gerekiyor. Çünkü Türkiye’de maden işçisinin alın teri, hala ülkenin en ağır bedellerle alınan emeği olmaya devam ediyor. Hele ki Zonguldak’ta, Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun (TTK) yıllardır çözülemeyen yapısal sorunları ortadayken…
TTK’daki işçi açığı: Rakam değil, hayat meselesi
TTK’da işçi açıkları artık kronikleşmiş durumda. Emekliliklerle boşalan kadrolar doldurulmuyor, üretim baskısı ise aynı kalıyor. Bunun anlamı çok basit: Daha az sayıda işçi, daha çok yükü sırtlıyor. Yer altında bir vardiyanın eksik kadroyla inmesi, yalnızca üretimin aksaması demek değildir; riskin artması, işçinin yaşamının daha fazla tehlikeye girmesi demektir.
Yıllardır söylenip de yapılmayan şey çok açık: TTK’ya derhal ve düzenli bir şekilde yeni işçi alınmalı. Bu, sadece kurumu ayakta tutmak için değil, maden işçisinin can güvenliği için gereklidir.
İş Güvenliği: Raporlarda değil, gerçek hayatta iyileşmeli
Türkiye maden facialarını unutan bir ülke değil, unutturulmak istenen bir ülke. Soma’dan Ermenek’e, Bartın Amasra’dan nice küçük ölçekli ancak can yakan kazalara kadar, çalışma koşullarındaki eksikliklerin nelere yol açtığını defalarca gördük.
Koridor genişliğinden havalandırmaya, sensör sistemlerinden ekipman yenilemesine kadar birçok alanda iyileştirme yapılması gerekirken, yıllardır “proje aşamasında”, “ihale sürecinde”, “yakında” gibi cümlelerle oyalanıyoruz.
İş güvenliği bir maliyet kalemi değil, sosyal devletin namusudur.
Sosyal devletin gereği yapılmıyor
Bugün maden işçisinin durumu, Türkiye’de sosyal devlet ilkesinin ne kadar aşındığının göstergesi. Ülkenin yer altındaki zenginlikleri, yer üstünde siyaset koridorlarında çok kolay harcanıyor. Ancak yer altında çalışan insanlar, siyaset üstü bir hakka sahip: Güvenli bir iş, insanca bir yaşam.
Bu hak, iktidarın tercihlerine bırakılamaz.
AK Parti’nin maden politikaları: Sorunun kaynağı olan yaklaşım
AK Parti hükümetlerinin uzun süredir benimsediği madencilik politikası, kamuyu küçültüp özel sektörü teşvik eden anlayış üzerine kurulu. Bunun sonuçlarını hepimiz biliyoruz:
Kamu kurumları güçsüzleştirildi, TTK gibi köklü kuruluşlar adeta kaderine terk edildi.
Özelleştirme ve taşeronlaştırma mantığı, iş güvenliğini daha da zayıflattı.
Denetimler kağıt üzerinde kaldı; “karlılık” uğruna güvenlik geri plana itildi.
Bölgenin kaderi siyasal hesaplara endekslendi; kalıcı, bilimsel ve kamu yararını önceleyen bir strateji ortaya konmadı.
Bugün TTK’ya yeni işçi alınmasının bile siyasi tartışmalara alet edilmesi, bu bakış açısının en somut göstergesi.
Maden işçisi bu ülkenin onurudur
Dünya Madenciler Günü’nde yapılması gereken, madenciyi alkışlamak değil; madencinin hakkını teslim etmektir. Baretine saygı duymanın yolu, o bareti takanı korumaktan geçer.
Bugün maden işçisinin talepleri çok basit:
Güvenli çalışma şartları
Yeterli işçi sayısı
Ekipman ve teknoloji yenilenmesi
Adil ücret ve sosyal haklar
TTK’nın güçlendirilmesi, küçültülmemesi
Sosyal devlet budur. Gerisi, siyasi nutuk.
Bu ülkenin madencileri alın terlerini toprağa değil, geleceğe kazımak istiyor. Devletin görevi ise o geleceği onlara borçlu olduğunu unutmamak.
Bu 4 Aralık’ta, hatırlanması gereken şey kutlama değil, sorumluluktur.

