Bir varmış bir yokmuş… Uzuuun yıllar boyunca aynı hükümet tarafından yönetilen bir ülke varmış.
Sarayının ışıkları hiç sönmez, koridorlarında hep aynı isimlerin ayak izleri dolaşırmış.
Ne var ki aynı parlaklık halkın sofralarına hiç yansımazmış.
Emekliler maaşlarını hesaplarken iç çeker, asgari ücretliler daha maaş gelmeden eriyeceğini bilirmiş.
Gençler üniversitelerini bitirir ama iş başvurularında kendilerine değil,
çoktan adı yazılmış bir “torpil listesine” yer ayrıldığını fark edermiş.
Yıllar geçtikçe bu ülkenin vatandaşları masallarda mutlu son ararken,
kendi hayatlarında giderek artan bir mutsuzluğa uyanır olmuş.
Bir masal anlatarak başlamak istiyorum çünkü bazen gerçeği en iyi masallar anlatır.
Yirmi yılı aşkın süredir değişmeyen kadrolar, halkın değil sarayın ışığını artırmış.
İlk yılların umut veren projeleri zamanla yerini,
halkın hayatına dokunmayan bir gösterişe bırakmış.
Saray daha çok parlar olmuş ama sofralar daha çok kararmış.
İnsanların payına düşen ise giderek azalan bir yaşam kalitesi olmuş.
Emeklilerle konuştuğunuzda geçim sıkıntısının ağırlığı hemen hissediliyor.
Bir ömür çalışmanın karşılığı olan maaş, bugün temel ihtiyaçlara bile yetmiyor.
Et almak lüks, meyve bile hesap işi haline gelmiş.
“Bu maaşla nasıl geçineyim?” sorusu artık milyonların ortak cümlesi.
Asgari ücretliler için tablo daha da karanlık.
Her zam birkaç ay içinde eriyor, maaş daha cebe girmeden fiyatlara yansıyor.
Çalışarak yoksullaşmanın ne anlama geldiğini yaşayanlar biliyor.
Gün sonunda, alın terinin karşılığını alamamak büyük bir umutsuzluk yaratıyor.
Gençlere gelince… Alfa ve Z kuşağı yıllarını eğitim sisteminde harcıyor,
ama mezuniyet sonrası karşılarına çıkan kapılar, çoğu zaman kapalı oluyor.
CV hazırlıyorlar, mülakatlara giriyorlar, umutla bekliyorlar fakat sonuç değişmiyor.
İş, hak edene değil; birilerinin yakınına gidiyor.
Torpil gizlenen bir ayıp olmaktan çıkmış,
bizzat sistemin işleyişine dönüşmüş durumda.
Kamu kurumlarında mülakatların şeffaflığı sorgulanıyor,
sınav kazanan ama yerleşemeyen gençlerin hikayeleri çığ gibi büyüyor.
Özel sektörde de ilişkiler ağı liyakatin önüne geçiyor.
Bu yüzden gençler çareyi bavullarını yurtdışına çevirmekte buluyor.
Toplumun adalet duygusu her gün biraz daha eriyor.
Devlet kurumlarına duyulan güven zayıflıyor.
“Torpille işe girdi” haberleri kimseyi şaşırtmıyor artık.
Çünkü adaletsizlik sıradanlaştığında, itiraz da zayıflıyor.
Ama bugün sokaklara baktığınızda sessizlik değil,
sessiz bir birikmiş öfke görüyorsunuz.
Seçim süreci bu birikmiş öfkenin tam ortasında geliyor.
Sokak, ekranlardan çok daha net bir tablo çiziyor.
İnsanlar artık siyasi söylemlere değil,
mutfaklarındaki tencereye bakıyor.
Oy tercihlerinin arkasında ideolojiden çok geçim sıkıntısı var.
Gelecek kaygısı var, çocuklarının yaşayacağı hayatla ilgili bir hesap var.
Gençlerin umutsuzluğu, emeklinin öfkesi, asgari ücretlinin çaresizliği
aynı cümlede birleşiyor: “Bu düzen artık işlemiyor.”
Makro verilerle süslenen başarı hikayeleri halkın gerçek hayatına dokunmadığında,
inandırıcılığını tamamen kaybediyor.
Vatandaş kendi cebine bakıyor ve gerçeği orada görüyor.
Kendi çocuğunun iş bulamadığını görüyor, market fiyatlarını görüyor.
Bu çıplak gerçekleri hiçbir propaganda örtemez.
Hiçbir sunum, mutfağın sesini bastıramaz.
Bu seçim, uzun bir masalın sonunda yapılan büyük bir hesaplaşma olacak.
Masalın başındaki umut ile bugünkü hayal kırıklığı arasındaki fark sandığa yansıyacak.
Ve bu kez halk, aynadaki çatlağın sadece yansıma olmadığını,
bizzat gerçeğin kendisi olduğunu çok iyi biliyor.
Kralın aynası artık eskisi gibi parlamıyor.
Çünkü halk masal değil, gerçek görmek istiyor.

